biyoloji dünyası

  • 14/10/2008 - deneme
  • Kategori: Gündemden
    deneme
    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/8/2008 - Dikiz Aynaları






  • Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 10/8/2008 - Japonya'daki Anime Projeleri ve Japonya Üzerine


  • Doç. Dr. Serkan Anılır ile Japonya'daki Anime Projeleri ve Japonya Üzerine

    Yazar: Alpin

    27 Nisan 2008

    Doç. Dr. Serkan Anılır, Japonya'daki başarılı çalışmaları ile medyada sıkça gündeme gelen bir bilimadamımız. Çok yönlü kişiliği ve inanılmaz iletişim kabiliyeti, idealist kişiliğiyle Japonya'da çok çeşitli çalışmalara imza atmakta. Sitemizi ilgilendiren en önemli yanı ise Japonya'da yönetmenliğini yaptığı Space Elevator adlı anime filmi, yönetmen yardımcısı olduğu Real Drive adlı anime TV serisi ve ayrıca üzerinde çalıştığı Evolution, Time Machine gibi yeni anime projeleriyle anime dünyasında ilk defa "üretici" olarak adından söz ettiren Türk olması. Hakkında çok sayıda şehir efsanesi olan, Japon'da hayranlarının fan clublerini kurduğu Doç. Dr. Serkan Anılır ile Tokyo'da Toranomon istasyonu yakınındaki bir Irish Pub'da buluşup çalışmaları, anime dünyası ve Japonya üzerine zevkli bir röportaj yaptık.

     

    Alpin: Sanırım son olarak 1.5 sene kadar evvel, Tokyo'daki Türkiye Büyükelçiliği'nde, yeni kitabınızın tanıtım resepsiyonunda görüşmüştük. O zamandan bu yana Japonya'da çok sayıda projeye imza attınız. Çalışmalarınız Japonya'da anime olarak da gösterime girmeye başladı. Bunları ileride detaylıca konuşacağız. Öncelikle kendinizi kısaca bir tanıtabilir misiniz?

    Serkan: 1973 Almanya doğumluyum. 35 yaşındayım. Önce Almanya'da, sonra Türkiye'de okudum. Yıldız Teknik Üniversitesi mimarlık fakültesinden mezun oldum. Yüksek lisans için Almanya'da Bauhaus Üniversitesi'ne gittim. Doktora için ise Tokyo Üniversitesi'ne geldim. 10 senedir de Japonya'dayım. Doktora yaparken 2000 senesinde Kajima Şirketi’ne girdim. Oradan NASA'ya gittim. NASA'da bölüm başkanlığı yaptım. 2003'de doktorayı bitirdiğimde. NASA'ya mı gidicem yoksa Japonya'da mı kalıcam, karar vermem gerekti. Japon Uzay ve Havacılık Dairesi (JAXA) çok çekici geldi. 2003'de NASA'yı bırakıp JAXA'ya geçtim. JAXA'ya kabul edilen ilk yabancıyım. Halen JAXA'daki görevime devam ediyorum. Aynı zamanda Tokyo Üniversitesi'ndeyim. Nisan 2006'da üniversitede Associate Prof. (Doçent) oldum. Kendi laboratuvarım var. Orada öğrencilerimle çalışmaya devam ediyoruz.

    2006 Haziran'ında NASA'da yaptığımız Uzay Asansörü projesini Japonya'da kitap olarak yayımladım. İsmi ATA Space Elevator. Şu anda tirajı 540.000 adet. 2004 yılında da NASA'da astronotluk eğitimi almıştım. Eğitimimden sorumlu olan ise Mamoru Mori adlı Japonya'nın ilk astronotuydu. Şu anda Miraikan'ın başkanı. Kitabın madem bu kadar güzel satıyor, onu yeni bir konseptle anime yapabilir miyiz diye teklif getirdi. Sonra araya Walk şirketi girip prodüksüyonu yaptı. Araya Hayao Miyazaki girdi filan. Animeyi yapıp Miraikan'da göstermeye başladık. 2005 yılında ise üniversitede altyapısız sistemleri çalışmaya başladım. O sırada da Production I.G'nin başındaki adam bizim üniversitede hoca. Onunla bir tanışma fırsatım oldu. Uzay Asansörü'nü izlemiş, çok beğenmiş. Acaba geleceğe yönelik bir anime projesini beraber yapabilir miyiz dedi. Benim yaptığım altyapısız şehir projesi yeni animesinde geleceğin şehri olarak yansıdı. Bu nisan ayında TV'de gösterilmeye başlanıyor. Genel hatlarıyla bu şekilde.

    Alpin: Bügüne kadar çok sayıda ödül almışsınız. 2004 Cambridge Üniversitesi Fizik Ödülü, 2005 Amerikan Şeref Madalyası gibi. Prinston Üniversitesi, Hong Kong Üniversitesi'de konuk profesörlük yapmışsınız.

    Serkan: Bu sene de Roma, San Paulo, Napoli ve Munich üniversiteleri de dahil. Ayrıca Japonya'da Tsukuba ile Tokyo Science üniversiteleri... Saçlar dökülür yakında. Az kaldı. Yoldayım yani. Bu gidiş hiç iyi değil (gülüşmeler)

    Alpin: Daha yeterince var

    Serkan: Daha var.

    Alpin: Türkiye'de de projeleriniz var.

    Serkan: Türkiye'de Bir Günlüğüne Bilimadamı projesi var. 20 Nisan'da. Çocuklara bilim sevgisini aşılamak amaç. Ayrıca Japonya'da da NHK televizyon kanalında çocuklara yönelik bir programın sunucusuyum. Her çarşamba saat 7:20'de. Ayrıca J-Wave'de radyo programı yapıyorum... Yoğun yani... (gülüşmeler)

    Alpin: Ben sizi ilk defa Türkiye'de televizyonda gördüğüm zamanı hatırlıyorum.Türkiye'ye çaycıyı getirmiştiniz. İmparatorun çayıcısını.

    Serkan: Evet, evet. Tabii Türkçe'ye çevirince çaycı oluyor (gülüşmeler)

    Alpin: Yurtdışına ilk defa çıkmış galiba.

    Serkan: Evet. O da çok anlamlı oldu. Japon çay seremonisini Çırağan'da yaptık.

    Alpin: Sizin hakkınızda medyada çok sayıda haber var. Ama bazıları bir birini tutmuyor. Doğruları bizzat sizden öğrenelim. İlk olarak, Japonya'da en genç Associate Prof. (Doçent) ünvanını alan kişi olduğunuz doğru mu? (Kaynak 1, Kaynak 2, Kaynak 3)

    Serkan: Yanlış yazmışlar. Japonya'da değil, Tokyo Üniversitesi'nde olacak. Bizim okulda yaklaşık 38'dir genelde doçentlik yaşı. O da herşey yolunda giderse. Haberleri herkes kafasına göre yazıp yayımlıyor. Sonra biz de düzeltemiyoruz. Sizin verdiğiniz bilgiler en doğru olacak.

    Alpin: Maalesef gazetecilerin bir kısmı yazılarını fazla abartarak veya uydurarak yazdıkları için medyadaki tüm haberlere güven olmuyor. Ben de geçmişte gazete ve dergilerde benimle yapılan röportajlardaki abartmalar ve söylemediğim halde bana mal edilen şeyler yüzünden bayağı sorun yaşamıştım. Neden böyle yaptınız diye itiraz ettiğimde, muhabirler hep suçu editörlerine atıyorlardı. "Editör yapmış haberimiz yok", "editöre birşey diyemiyoruz" falan filan bahaneler öne sürüyorlardı. En son 4-5 sene evvel gazetede yayınlanan bir röportajımda da söylemediğim şeyler bana mal edilince itiraz etmiştim. Bu seferki muhabir "Haklısınız. Açıkcası bu sefer haberin muhabiri de gazetenin editörü de benim. O yüzden öne sürebileceğim bir bahanem de yok." demişti. Ama bir düzeltme yazısı da yayımlamamıştı. Bu son oldu. Artık 4-5 senedir gazete ve TV'lerden gelen röportaj tekliflerini kabul etmiyorum. Bunun tek istisnası bildiğim, güvendiğim birkaç kişi ve güvendiğim TRT oldu. Bu yüzden sizinle de ilgili herşeyi sizden, yani birinci kaynaktan öğrenelim.

    Serkan: Çok iyi olur.

    Alpin: Bu arada ben de Miraikan'a gidip Space Elevator adlı animeyi izledim. Oldukça güzel bir eser. Önce, Miraikan bana biraz uzak olduğundan, bana daha yakın bir salonda izlemek istemiştim. Gösterimi yapan yerler hakkında, Walk şirketinden, animenizin prodüktörü olan Koike-san ile görüştüm. Kendisi, filmin şu an için sadece resmi web sitesinde belirtilen 3-4 yerde gösterildiğini belirtti.

    Serkan: Gösterim için 28 yerle bağlantıda olduklarını biliyorum. Nisan ayından itibaren çeşitli yerlerde başlayacak. Çünkü nisanda yeni dönem başlıyor. Nisanda olmazsa eylülde. Japonya'da 28 yerde planetarium var. Miraikan'da gösterilince diğer yerlerin de alması daha rahat oluyor.

    Alpin: Bir de Koike-san bana animenin farklı bir versiyonunu da hazırlamakta olduklarını söyledi. Ne farkı var?

    Serkan: Her yerde planetarium olmadığı için iki farklı versiyon hazırlanmak zorundayız. Birisi planetarium için, diğeri ise düz ekran için.

    Alpin: Peki daha başka anime planları var mı?

    Serkan: Evet, üçüncü bir anime projemiz var. Benim Zaman Makinası adlı kitabımı, Atom Karınca'yı yapan Osamu Tezuka'nın oğlu şu anda proje haline getiriyor. Büyük ihtimalle anime haline gelecek. Plan olarak 3 sene içinde bitmesi düşünülüyor. Bu akşam da onunla buluşacağım zaten.

    Alpin: Atom Karınca deyince dikkatimi çekti. O karınca değil aslında, biliyorsunuzdur.

    Serkan: Evet. Ama ben konuşmalarımda çokça kullanıyorum. Ben onu eskiden karınca zannediyordum diyorum, millet gülüyor (gülüşmeler)

    Alpin: Türkiye'de atom karınca diye bir animasyon gösterildi ama o animasyonun Osamu Tezuka'nın eseri ile alakası yok. Tezuka'nın eseri Atom Boy (Tetsuwan Atom). Kahramanı da robot bir çocuk.

    Serkan: Onu ben eskiden Atom Karınca'yla aynı sanıyordum. Tezuka'nın oğluna söyleyince nasıl kızdı ama... " Benim babam öyle bir anime yapmadı!!! Türkiye'de karınca diye mi gösteriliyor!? " diye (gülüşmeler)

    Alpin: Zaman Makinası, film olarak mı yoksa dizi olarak mı gelecek?

    Serkan: 1-1.5 saatlik tek film olarak. Yine çocukların izleyebileceği şekilde olacak. Nisanda başlayan Real Drive adlı TV serisi ise büyüklere yönelik. İnanılmaz bir animasyon oldu. Dünyanın her ülkesinde rahatlıkla gösterilebilir. Tamamen gelecek üzerine, müthiş bir anime oldu. Ben bile inanamadım. Zaman Makinası ise çocuklara yönelik. Zaman Makinası kitabının satışı ise şu anda 220 bin civarında. Daha çok çocukların aldığı bir kitap.



    Alpin:
    Real Drive, televizyonda gece yarısından sonra gösterilecek. Özel bir nedeni var mı?

    Serkan: Ben de bilmiyorum, hiç sormadım.

    Alpin: Studio Ghibli'nin müzesinde yaptığınız konuşma dikkatimi çekti (Kaynak).

    Serkan: Ghibli de Zaman Makinası'nın beraber animesini yapalım diyordu ama Ghibli çok büyük bir şirket olduğu için orada işler çok yavaş yürüyor. Ben olay biraz daha hızlansın istedim.

    Alpin: Uzun süre yurtdışında, çeşitli ülkelerde yaşamışsınız. Almanya doğumlusunuz. İsviçre'de okumuşsunuz. 8 dil biliyormuşsunuz. Bir tanesi de Sümerceymiş.

    Serkan: Sümerceyi biliyorum. 14 sene çalıştım. 12 yaşında başladım. Benim en sevdiğim hobim. Onun dışında Latince var. İsviçrede çalıştım. Almanya'da beraber yaşadığım ev arkadaşım Yunanlıydı. Doğumgünümde bana kasten bir Yunanca kursunda 6 aylık kayıt hediye etmişti. Onu kırmamak için gittim. Bunun dışında da gittiğim ülkelerden Almanca, İngilizce, Japonca, Hollandaca, İspanyolca... ve tabii Türkçe (gülüşmeler)

    Alpin: Türkçe, Japonya'da yabancı dil olarak sayılıyor tabii (gülüşmeler). Sümerce öğrenmenizin özel bir sebebi var mı?

    Serkan: Evet, var. Ben insanı diğer canlılardan ayıran en önemli şeyin bilgi üretmesi olduğunu düşünüyorum. Bilgiyi de diğer jenerasyonlara bırakıyor. Onu da yazıyla yapıyor. Yazıyı bulan da Sümerler. Sümerlerin yazıyı bulduğu bilinir ama onu nasıl buldu, ne bağlantısı var filan o dikkatimi çekti. Ben 12 yaşındayken Finlandiya'da 3 ay kaldım. Finlandiya'dayken bir uzmandan Sümerce öğrenmeye başladım. Dünyada Sümerce yazılar okunurken bana da danışılır. O seviyede bilgim var yani. Kanji'yi öğrenmen de daha rahat oluyor ondan sonra (gülüşmeler). Tavsiye ederim. Sümerce iyi bir dil.

    Alpin: Uzay Asansörü'nü izlediğim zaman dikkatimi çekti. Karakterlerden birisinin adı Dr. Hediye Hanım. Animede uzay asansörünü yapan kişi. Anneannenizle bağlantılıymış galiba.

    Serkan: Evet. Yüzü benim anneannem. Benim gelecekte gördüğüm Türk kadını o şekilde. Büyükanne olacak ama bir yanda da Uzay Asansörü'nü yönetecek. Çağdaş, akıllı ve yöneticilik kapasitesine sahip olacak. Herkes önünde selam duracak. Benim anneannem öyle bir kadındı. Bilimkadını değildi ama yönetirdi herşeyi. Animede karakterin yüzünü tartışırken aynen anneannemin yüzünü alıp koyduk, kimse de itiraz etmedi. Hediye de isim olarak Japon diline uygun diye onlar seçtiler.

    Alpin: Anneannenizin gerçek ismi değil yani.



    Serkan:
    Değil.

    Alpin: Hediye'yi siz mi tavsiye ettiniz?

    Serkan: Türkçe isim olarak neler var diye sordular. Aklıma gelen isimleri sayarken bunlar dinledi dinledi, Hediye deyince "ha işte o o" dediler. Hediye'de karar kılındı. Kulağa daha yakın, akılda kalacak, hani bir de Türk kadını imajı verecek...

    Alpin: Katakana ile yazması da kolay...

    Serkan: Evet, katakana ile yazması da kolay.

    Alpin: Dikkatimi çeken bir şey de animasyonun üretimi uluslararası bir çalışma olmuş. Yapım ekibinde özellikle Fransız stüdyolarının isimleri var.

    Serkan: Pişman olduk onları aldığımıza...

    Alpin: Neden?

    Serkan: Fransızları biliyorsundur. Oradan gelen adam, "dünyayı biz yarattık", "ben buraya geldim işte, bana tapın" modunda bir adamdı. Onunla bayağı uğraştık. Adam tek kelime Japonca bilmiyor, yanındaki kadın da çeviremiyordu. Benim İsviçre'den gelme biraz Fransızcam var. Adam Japonlara kızıyor, bana diyor "Japonlar böyle böyle" falan diye... Bununla bayağı bir uğraştık burda. Bir daha da onlarla bir proje filan yapılmayacak. Daha uluslararası olsun, daha önce yapılmamış tarzda bir Japon animasyonu olsun diye istendi ama işte kültür farklılıkları olduğu için zorlukları da oluyor ister istemez.

    Alpin: 80'li, 90'lı yıllarda Fransız-Japon ortak yapımı çok sayıda animasyon yapılmıştı. Özellikle animasyonun Fransa'da devletten büyük destek aldığı yıllarda Franime denen çeşitli ortak yapım animasyonlar vardı, ama günümüzde çok azaldı. Bu nedenle Space Elevator'ın animasyonunun Japon-Fransız ortak yapımı olması dikkatimi çekti.

    Serkan: Prodüktor olan Walk şirketinin kendi tercihiydi. Ayrıca karakter dizaynlarını Studio Ghibli'den Yoshiyuki Momose yaptı. Ghibli'nin şirket olarak değil de bireysel olarak işin içinde bulunması çok daha rahat oluyor. Ghibli çok büyük bir şirket. Bir karar alınması, bir karakterin tasarlanması bile 3-4 ay alıyor normalde. Ama bu adam gelip tek başına yapınca 1 haftada oluşturdu karakterleri. O yönden çok rahat oldu.

    Bu kitabın film olması zaten benim için çok büyük bir olay. Doğrusunu söylemek gerekirse bir yerden sonra artık nasıl olursa olsun, ama gerçekleşsin dedim. Ama sonuçta o kadar güzel ki. Ben mimarim. Uzay üzerine de çalışıyoruz. Bunun içine bir de animasyon girdi. O bambaşka bir dünya. O sayede, kitapta veremediğimiz bir sürü mesajı belki binlerce çocuğa ulaştırdık. Bu filmdeki en büyük başarı diye düşünüyorum şahsen.

    Alpin: Filmin sonunda sizin bir konuşmanız yayınlanıyor. Orada da çocuklara oldukça güzel mesajlar veriyorsunuz.

    Serkan: Evet. Ayrıca filmi özellikle 32 dakikada tuttuk. Çocuklar sıkılmasın diye. Çocuklar 30 dakikanın üzerindeki filmlerde sıkılıyorlar. Aklıma gelmişken bunun bir de ikinci bölümü çekilecek. Bu proje bayağı başarılı oldu. Beklenmeyen bir başarı oldu.

    Alpin: Animasyonu da oldukça farklı. 3 boyut kavramı normal Japon animasyonlarından farklıydı.

    Serkan: Evet. IMAX teknolojisi kullanıldı. Artı, olay planetarium'u iyi bir şekilde kullanabilmek. Bir de Miraikan'ın sürekli çocuklara yaptığı programlara katkısı var. Yani o yönden, orada sürekli gösteriliyor olması çok güzel.

    Alpin: Maddi bir kazancı oldu mu?

    Serkan: Oldu. Çünkü benim kitabımın telif haklarını kullandılar.

    Alpin: Projenizin adı ise ATA.

    Serkan: Evet. Ben o kelimeyi iki anlamda kullanıyorum. Bir anlamı ilk ve öncü olması. Diğeri ise Atatürk anlamında kullanıyorum. Yeni dünyalar hedeflemesi ve oraya hep beraber gitmemiz. Filmin sonunda ben şöyle diyorum zaten: "1 sene savaşmayı bırakırsak, biz uzay asansörünü yaparız". Bütçe öyle bir şey çünkü. Ama insanoğlu ne zaman biraraya gelecek, hep beraber olacak o zaman yapacağız. Zaten Uzay Asansörü projesinin bütün mesajı oydu. Ama oradaki o derin mesajı vizyoner olmak, uzaya daha çok açılmak, uzayda bilinmeyeni keşfetmek...

    Alpin: ATA projesi ne durumda?

    Serkan: 5 senelik bir projeydi, 5 sene daha uzatıldı. Bulduğumuz 28 teknolojinin transferini bitirdik, yani

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 29/7/2008 - tarihçilerin kutbu
  • Kategori: Gündemden

    Yaz ayları hepimiz için bir başka geçiyor.Tempo çok yüksek.Tatile çıkmak,gelen misafirleri ağırlamak.Vakit buldukça kitap okumak,denizegitmek….

    İnternete giremiyorum hızlı yaşam temposundan .Uzun zamandır blogumu ihmal ettim.Bugün bir mail aldım.Blogumu ziyaret eden ve beğenen birisinden.Üsttelik kitap okumasını da çok sevdiğini öğrendim.Bu gün onun hatırı için henüz bitirdiğim-‘tarihçilerin kutbu’ ‘’Halil İnalcık Kitabı’’—kitaptan birkaç bölüm aktarıyorum.Umarım tarihi seviyordur.

    Sayfa 226

    -Ne  yapıyorlardı?

    -Bu bilgiyi onların kendi literatüründen öğreniyoruz.Müslümanlara ait gemileri zapt ediyorlar.Hacıları yakalayıp ,burunları kulaklarını kesip çuvallara dolduruyor ve Kahire’ye ,Arabistan’a gönderiyorlar…Dehşet vermek için ..Portekizlilerin Karavel denilen yüksek bordalı gemileri var;Müslüman gemiler o gemilere ve ateşli silahlara karşı koyamıyor…

    …..

    …..

    Portekizliler,Kızıldeniz’e girmek için her yıl saldırdılar,Basra Körfezi’nde Hürmüz’ü aldılar1509’da…Kızıldenize girdiler,Cidde’yi alıp Medine’ye girmeyi,orada Hz.Muhammed’in mezarından kemiklerini alıp Kudüs’te Saint Sepulcure,yani İsa’nın mezarı ile takas etmeyi bile planladılar.

    ….

    …..

    Yani,İslam dünyası Portekizlilere karşı himaye için gözlerini Osmanlılara çevirmişti.Modern Araplar tarihlerinde bundan hiç bahsetmezler,aksine Türk devri bir sömürü ve baskı devri olarak okutulur.

    …………

    Sayfa 283

    -Peki ağız haberi deniyorsa biz bugün nereden biliyoruz?

    -Vesikalardan…E.CHARRÉRE,16.yüzyıla ait 4 cilt Fransız Arşiv vesikalarını neşretti.(Negociations de La france dans Le Levant,Paris,1860).1543 ‘te imparator Şarlken çok kuvvetli hale geldi,Ceneviz amirali Andrea Doria onun hizmetine girdi,donanması çok kuvvetlendi…Hatta bir aralık gelip Mora’da bir kaleyi aldı…O zaman Fransız kralı tekrar Osmanlı’dan yardım istiyor;sultan da Macaristan üzerinden Habsburglara ,Almanya’ya sefer yaparken denizden Fransa’ya yardım için Barbaros Hayrettin’i tayin ediyor;100 kadırgalık bir donanma ,30 bin askerle Marsilya’da kendini gösteriyor.

    ………

    …….

    Nice önünde Fransızların beceriksizliği Hayrettin’i kızdırıyor;mesela yeterince almadıkları için barutları bitiyor(gülüyor),Fransızlar askerlere vaat ettikleri yiyecek yardımı yapamıyor,Nice’yi alamıyorlar.Fakat Hayrettin’in akınları neticesinde Güney Fransa’daki bugün Provence denilen bölgenin halkı Fransız kralını tanıyor.Ertesi bahar Hayrettin tekrar İtalya sahillerini vuruyor,Fransa kralının aracılığı ile ,papalık arazisine hücum etmiyor.Yalnız Şarlken’in kontrolü altındaki bölgelere akınlar yapıyor,halkı esir ediyor vs.Fransızlara böyle yardım etmişiz,bu kadar fedakarlık yapmışız,Fransız tarihçileri bunu yazmaz.Mesela büyük Fransız tarihçisi Michelet ,’Hayrettin geldi,sultan için manastırdaki kızları toplayıp  gitti ‘’ diyor.

    -         Belli bir imajiı tekrarlıyor,ayıp

    -         -Ayıp.Michelet’nin yazdıklarını okuduktan sonra hakikati yazmak zorundayım.Bütün öğrencilerime  de söylüyorum,bizim tarihimiz Batı’da ziyadesiyle çarpıtılmış bir tarihtir.

    …………..

     

    Sayfa 394

    -Sizden önce bu konuya böyle bakan olmamış bildiğm kadarıyla değimli?

    -Türlü yaklaşımlar ama benim yorum birçok şeyi aynı zamanda açıklıyor.Benzeri bir durum Türkiye-Hindistan arasında vardı.Naima ,18.yüzyılın başında ,bizim batıdan kazandığımız altın ve gümüş ,satın aldığımız pamuklular yüzünden Hindistan’a akıyor,elimizde kalmıyor,gözlemini yapmıştır…Hintliler bizden mal almıyor ama devamlı para gidiyor oraya ;baharat,basmalar Keşmir şalı vs.alıyoruz…İlk defa bir tarihçi ,Naima ,bu bu ekonomik olaya dikkat çekmiştir.Ama Türkiye ,İngiltere gibi bir çıkış yolu bulamadı

    -Biz İngilizler gibi pamuklu imal edemiyoruz anlamında mı?Bizde de pamuklu üretiyoruz ama…

    -Bizim yaptığımız pamuklar ince türban,tülbent yapmaya uygun değil,onun için Hindistan bize her sene muazzam paraya tülbent satıyor…Koca mücevveze kavuğu bizim pamukludan yapsanız başınız düşer(gülüyor);üç-beş kilo olur.Çok ine ve altınlı türbanlar Hindistan’dan.Piyasa narhında on altına kadar çıkıyor bir türban.

    --Çok para olmalı…

    -Evet.Ne yapıyorbizimkiler o zaman ?Taklitlerini yapıyor ama rekabet edemiyor.İngilizler makine ile ucuz ve mükemmel tülbent yapmaya başlayınca İngiltere’den almaya başlıyoruz,Yani dünya pazarındaki sanayi devrimiyle İngiltere ,pamuklu sanayinde dünyada birinci oluyor.

    --Peki Hindistan’daki gelişmeler ne ouyor?Ne yapıyorlar buna karşı?
    -Orada pamuklu sanayi çöküyor,onlar da İngiliz pamuklularını kullanmaya başlıyor.O zaman Hindistan ,İngiltere’ye sadece pamuk ihraç eder duruma düşüyor.

    …..

    ….

    Sevgili Ozan tahmin ettiğin gibi bir söyleşi kitabı .Okurken karşılıklı konuşuyormuşsun gibi geliyor insana .Dünya çapında Türk tarihçi Halil İnalcık için kitabın önsözünde şöyle yazıyor

    ‘’Ömrünü tarihe,özel olarak Osmanlı tarihine vermiş,bu alanda yerleşmiş pek çok yanlışlığı düzeltmiş,tarihin bilinmeyen gerçeklerini ulaşılması en zor belgeleri konuşturarak dünyaya sunmuştur’’

    İyi tatiller…

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 10/7/2008 - Körfez Dalış Merkezi Eğitmen Balık Adam Kemal ÇALIŞKAN ile röportaj




  • A
    lmanya'da yayınlanan "Tauchen" adlı sualtı dünyası dergisi, Nisan 2007 sayısında Ayvalık'a altı sayfa ayırdı. Dergide Ayvalık'ın sualtı güzelliklerine ve Kemal Çalışkan'a yer verdi.
      Tauchen, Ayvalık'ın tarihi ve kültürel güzelliklerinden bahsetmenin yanısıra endemik bir tür olan ve Türkiye’de yalnız Ayvalık denizinde bulunan kırmızı mercanlar ve sualtı zenginliklerini de sütunlarına taşıyarak, Alman vatandaşlarına tatil için Ayvalık'a gitmelerini önerdi.

    Ayvalık'ın sualtı zenginlikleri dünyaya tanıtmak için gönüllü elçi gibi çalışan dalış eğitmeni Kemal Çalışkan’la ,kendisini tanımak ve dalma sporu hakkında bilgi almak için röportaj yaptık.

     



    Körfez Dalış Merkezi Eğitmen Balık Adam Kemal ÇALIŞKAN ile röportaj

    Röportaj: Güldil Gündoğan

                      Özlem Taş

     

    Dalgıçlık eğitiminizi nerede aldınız?

     Dalgıçlık eğitimimi önce Bursa’ da üç yıldız Günay Kuşçuoğlu isimli hocamızla başladım. Önce bir yıldızımı ondan aldım sonra ara dalışlarımızı yaparak bu işte usta olduk. İki yıldızımı ardından üç yıldızımı onun ardından yine ara dalışlarla bir yıldız eğitmenlik, iki yıldız eğitmenlik ve en üst seviye olan üç yıldız eğitmenliğe çıktım.

     Dalgıçlık dışında yaptığınız bir meslek var mı? Varsa nedir?

    Benim asıl mesleğim inşaat mühendisliği. Hem inşaat mühendisliği yapıyorum hem  de dalgıçlık yapıyorum. Üçüncü bir mesleğim daha var cankurtaran hocasıyım ve Türkiye’ de birçok yerde cankurtaranlık eğitimi verdim.

     Dalgıç olmaya karar vermenizin sebepleri nelerdir? Sizi yönlendiren olay veya kişiler var mı?

     Doğup büyüdüğümüz yer suyun içerisi. Sürekli suyun içerisinde olduğum için suya olan bir aşinalığım var. Biz başladığımızda bu sistemler yoktu. Şuan ki şişme yelek, regülatör, elbiseler yoktu. Ben gayet ilkel bir ortamda başladım. Su altının o güzelliği beni dalgıçlığı daha da ilerletmeye teşvik etti. Bu güzelliği insan bir gördü mü bir daha bırakamıyor. 

    Ayvalık dışında Türkiye ve dünyada nerelerde dalış yaptınız?

    Ayvalık dışında Türkiye’ deki yaklaşık her noktada dalış yaptım. Yurtdışında da Mısır, Kızıldeniz… Her yıl oraya turlarımız var. Her yıl bayramlarda öğrencilerimizle beraber oraya gidiyoruz.

     Ayvalık ile dalış yaptığınız diğer  yerler arasında ne gibi farklılıklar  gözlemlediniz?

     Türkiye içerisinde tabi ki çok yerler var. İstanbul’ dan başlayarak Akdeniz’ e kadar. Biz bu yerlerin hemen hemen hepsine daldık. Ama en sonunda baktığımızda  Ayvalık’ ımız hepsinden çok çok güzel. Ayvalık’ ta 24 tane ada var. 24 adsı olan başka hiçbir yer yok ve Ayvalık’ ta 60 tane dalış yapabileceğiniz nokta var. Bubizim şu ana kadar bulduklarımız bir bu kadar da bulamadığımız var. Akdeniz’ e indiğimizde 2-3 tane nokta var. Ayvalık’ a baktığımızda 60 tane nokta var. Yani muhteşem bir zenginlik var. Sualtına indiğimizde her noktanın ayrı bir güzelliği var. Deniz tavşanından, deniz atına her türlü canlı var. Bunun dışında Ayvalık’ ı Türkiye’ de ön safhaya çıkaran başka bir özelliği var. Bu da bizim Kırmızı Mercan dediğimiz canlılar var. Kırmızı MercanTürkiye’ de sadece Ayvalık’ ta var.Bir de İtalya’ nın Portofino kenti açıklarında var. Onun dışında ne Kızıldeniz’ de var ne de başka bir yerde.

       Kursunuza en çok nereden talep var?

     Maalesef Ayvalık halkı bu konuya pek iyibakmıyor ya da hoşlanmıyor. Ya da suyun içerisinde büyüdükleri için denize karşı özlemleri yok. Kursiyerlerimizin %90’ ı dışardan. Bursa, İstanbul, Ankara, İzmir gibi Ayvalık’ tan çok az var.

    Gençleri dalışa yönlendirmek İçin projeleriniz var mı?

    Ayvalık Belediyesi ile yapmış olduğumuz bir tanıtım var. Bu tanıtım hem yurtdışındahem de yurtiçinde. Dalış sporuna ilgi duyan bir kişinin izleyeceği yol nedir?

     Bu işe başlaması için öncelikle 14 yaşını bitirmiş olması gerekiyor. Daha öncebaşlamak istiyorsa junior eğitimini aabilir.14 yaşınıda olup da vücudunda  bir ahatsızlık yoksa başlayabilir. Üst limitiyok 65-70.

       Ayvalık’ in kendine has bir Deniz canlısı var mı?

     
    Her türlü canlı var . En nadidesi Kırmızı Mercanlar. Kırmızı Mercanların olduğu Bölgeleri dalmaya açık, balıkçıya kapalı  bir ortam yapılması şart.

     Ayvalık’ ta ki deniz kirliliği hakkındaki  düşünceleriniz neler?

     Ayvalık’ ın iç limanı sirkülâsyonunun olmamasından dolayı ölmüş durumda.Boğazdan çıktığımızda akıntıların ve adaların olması sebebiyle dış denizde kirlenme yok.

     Kirliliğin önlenmesi için neler yapılmalı?

     Tabiî ki atıkları denize atmamalıyız. Atanları uyarmalıyız. Ayvalık’ ta tekne turları düzenleniyor. O teknelerin atıklarını suya bırakmaması gerekiyor. Cunda’ yı Ayvalık’ a bağlayan bir toprak  yol var. O yolun açılması gerekiyor. Burada hakim rüzgar poyraz. Eğer o yol açılırsa poyrazla gelen akıntı boğazdan çıkar ve tahminim 3-5 yıla kadar iç denizimizde temizlenir.

     Bu konuda çalışmalarınız var mı?

    Bu kişisel bir iş değil. Daha çok belediyeve halkın yapabileceği bir iştir. Biz bunu önlemek için daha önceki yıllarda çevretemizliği adına dalışlar organize ettik.Bursa’ da ki dalgıçlarımızla ve diğeröğrencilerimizle belediye başkanlığı izniyle çevre temizliği yaptık ve suyuniçinde çok fazla kirlilik var. Bu temizliğin devam etmesi lazım. Bunun için de maddidestek ve kurumsal destek lazım.

    Ayvalık’ ta dalış için en uygun yer ve mevsim hangisidir?

     Dip akıntıları ve görsellik açısından en uygun mevsim Mayıs ve Haziran sonuna kadar olan bölümdür. Büyük Kilyos dediğimiz Güneş Adası gayet güzel, Patriça Adası’ nın dış kısmı… Bölge problemi yok Ayvalık’ ta çok güzel bölgeler var.

     Maden Adası adını nereden almıştır?

     Orada daha önce maden ocağı vardı. Hatta baktığımız zaman maden ocaklarını fark edebiliyoruz. Maden Adası’ nın özelliği çevresinin batık alanı olmasıdır. Dalışa yasak bir bölgedir. Bizans döneminde taşımacılık yapılıyordu. Bir çok tekne orada fırtınadan batmış. Teknelerin korunması için o bölgeyi dalışa kapattılar. Dalışa yasak bir bölge değil de kontrollü dalışa açık bir bölge olsaydı, turizm açısından Ayvalık için daha iyi olurdu.

       Çıkarılan madende denizin etkisi var mı?

     Tabii o bölge volkanik bir yapılanma. Orada büyük ihtimalle demir çıkarılıyordu.

      Ayvalık’ ta tehlikeli dip akıntıları var mı?

     Ayvalık’ ta tehlikeli dip akıntıları yok. Bazı bölgelerde var denilebilir. Bu bölgelere çok usta dalgıçlarla inilir.

     Bu spora kaç yaşına kadar devam etmek istiyorsunuz?

     Allah ömür verdikçe ve sağlığım el verdikçe bu sporu bırakmayı düşünmüyorum.

      Gençleri bu spora yönlendirmek için neler söylemek istersiniz?

     Su insan vücudunu yapılaştıran bir şeydir. Normal büyüyen bir çocukla suda büyüyen çocuğun vücudu kesinlikle birbirine benzemez. Suyun vermiş olduğu muhteşem bir yapılanma var.

     

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    2000'li yılların bilimi olan biyolojide yeni gelişmeleri paylaşma.

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS

    Kategoriler

  • Ayvalik
  • Biyoloji
  • Biyoloji Çalışma Soruları
  • Biyoloji Kulübü
  • Biyoloji Sınav Örnekleri
  • Diyet yemekleri
  • Doç. Dr. Serkan Anılır
  • Egzersiz
  • El emeklerim
  • Gündemden
  • Güvenli sürüş
  • Kalori Cetveli
  • Kolestrol
  • Metabolik Sendrom
  • Obezite
  • Yemek Tarifleri
  • Zeytin
  • Arkadaşlarım

  • anilir
  • alphiksunur
  • mzens
  • Sayfa: 1 - Toplam: 12
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa